• Şuan Sitemizde 62 Kişi Haber Okuyor.
  • M.Şakir Özmazı

  • sakir.56@hotmail.com

  • 24469

M.Şakir Özmazı

ÇOCUKLUĞUMUZDA BAYRAM COŞKUSU

BAYRAM COŞKUSUYLA HUZURU YAŞAMAK

Hayatımızı renklendiren, sevincimizi arttıran ve bütün toplumun katmanlarında dayanışma duygusunun artmasına vesiledir Bayramlar. Her karesinde sevgi ve kardeşlikle işlenen motifler görmenin mümkün olduğu, akraba ziyaretlerinin, sosyal yardımlaşmaların yapıldığı en önemli günlerimizdendir Bayramlar. Çocukluğumuzun sisli sayfalarına baktığımızda, bayram sevinci ve coşkusunda ne kadar da mutlu sahnelerimiz vardı.

Arife günü, kadınlar mezar ziyareti yaparken erkekler de ölmüşlerinin ruhlarına sevabının ulaştırmak üzere fukaraya “Kısme” adı verilen ekmek ile beraber susamlı helva, lokum, pasta veya mevsim meyveleri gibi yiyecekleri gönderilirdi çocuklarla. Siirt’te bayramlar çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp giderken bu adetleri devam ettirenler olduğu gibi kısmen terk edenleri de görmekteyiz.

Bayramlık Elbiseler

Biz çocuklara alınacak bayramlık giysileri düşünür beklerdik bayrama yakın. Giysiler alındığında da başucumuzda, yanı başımızdaydı. İple çektiğimiz bayramdan önceki gece, heyecandan uyku girmezdi gözlerimize. Sabah olsun da bir an önce yeni giysilerimizi giyelim, büyüklerimizin ellerini öpelim ve bayram harçlıklarımızı alalım. Hayallerimiz bu yöndeydi ve gerçekleşmesi için de oldukça sabırsızlanırdık.

Bayram Namazı

Mahalledeki tüm sülalenin müdavimi olduğu mabedimiz Uvendurra Camiinde Bayram Namazının huşusu ve huzurunu yaşardık. Büyükler cemaatle musafaha edip Salâvat getirirken, biz çocuklar da büyüklerin ellerinden öper bayramlarını kutlardık. Devam eden bayramlaşma faslı hiç bitsin istemezdik. Ardından Şeyh Musa aile kabristanında ölmüşlerimizi ziyaret ederdik. Çok önem verilen ve devam ede gelen bu ziyaret oldukça önemliydi ve oldukça anlamlıydı. Hem mutlu günde ölüm hatırlanırdı; hem de vefat etmiş yakınlarımıza olan saygı ile vefa bu ziyaretlerle gösterilirdi. Okunan Fatihalar ve Yasinler ölmüşlerin ruhuna ithaf edilirdi. Ziyaretin ardından eve dönüş ve kahvaltı niyetine hazırlanan “Bayram Yemeği” olarak pilav üstü et ve hoşaf olan sofraya kurulurduk. Unutmadan, üzeri örtülü bir tepside muhtaç komşulara bu yemekten götürme geleneği de vardı. Yemeği götürme işini başkasına kaptırmazdım. Bu işi hep ben üstlenirdim. Sorumluluk bilinciyle bundan müthiş haz alırdım. Yemeğin ardından sıra, biz çocukları yakından ilgilendiren aile bireyleriyle bayramlaşma muhabbeti ve ardından dört gözle beklediğimiz Bayram Harçlığı.

Aile içi bayramlaşmadan sonra cümbür-cemaat yani tüm akrabalar dedemlerdeyiz. Dede evi bayram sabahı ilk toplanma merkezimizdi. Dedemlerin cas konağının divan tabir edilen sedir döşeli misafir odasında hepimizin ETTE dediği dedemin elini öper, bayramlaşır, harçlığımızı aldıktan sonra başka akrabaların, eş ve dost evi ziyaretlerine giderdik.

Bayram Şekeri Toplama

Bayramların tadını özellikle biz çocuklar çıkarır; bayram şekeri almak için bütün evleri sıra ile gezerdik. “Bayramınız kutlu olsun” diye seslenerek gittiğimiz ev sahipleri şeker ikram ederlerdi. Kaliteli şeker ikram edenler olduğunda birbirimize bunu hemen haber verirdik. Bu da o eve yapılan ziyaretlerin artmasına sebep olurdu.

     

Bayram Yeri

Bayram harçlığımız yeteri kadar oldu mu, üzerimizdeki cicili-bicili elbiselerimizle nefesi Bayram yerinde alırdık heyecanla. Yetiştirme Yurdunun karşısındaki boş alan (Şimdilerde hayvan ve saman pazarı alanı) çocukluğumuzda önemli bir yeri olan Bayram yerimizdi. At arabaları, salıncaklar, tombala ve aklıma gelmeyen türlü türlü oyunlar. Bayram yerinde “Heyyel Haps” nidası çocukluğumuzda kulaklarımızın aşina olduğu sözdü. Bayram yerinden şimdiki açık ceza evine kadar at arabasıyla yapılan mini gezinti. Hayalimde dün gibi tazeliğini korumakta ve hala o kayıp günleri arıyorum desem yerinde olur. Ne kadar da mutluyduk. At arabasını süren adam kamçı marifetiyle hız kazandırırken, biz çocuklarda sevinç nidaları ayyuka çıkardı. Sefer sayısını arttırmak için ne kadar da hızlı sürerdi arabacı. Ne kadar da acırdık o zavallı atlara. Ya ahşap salıncak. Kocaman kutu gibi. İçinde oturaklar mevcut. İlk binenler otururken sonradan binenler ise ayakta. Takriben 30 çocuk. İçimiz kıpır kıpır. Bizi sallamakla vazifeli adamın bir ayağı yerde bir ayağı salıncakta. Ha bire hız veriyordu ki bazen salıncak devrilecek sanırdık. Biz içindekilerde bir korku bir heyecan. Havalandıkça çığlık sesleri şiddetini arttırıyordu tabi. Tombalacılardan söz etmeden geçilebilir mi? Balık motifli müstakil bir evin kaldırımında dizilmişler ve etraflarında yığınla çocuklar. Seçilen kart ve ardından keseden çıkan numara ile eşleştirme. Kazananlara, Zagor, Tommiks, Teksas, Mandrake v.s. çizgi roman kitapları verilirdi. O zaman delikanlıların elinden düşürmedikleri başucu kitaplardandı.

Acaba bizim yaşadığımız Bayram sevincini çocuklarımız yaşıyorlar mı? Veya o coşkuyu gözlerinden okumak mümkün mü? Sorularının cevabı mümkün deği olsa gerek. Biz çocuklarımızdan çok daha şanslıydık.

 

İşte eskiden bayramlar böyle yaşamıştık “Beyaz Kent” Siirt’imizde.

Bayramlar; Bayram sabahları tarihe karışmaya yüz tuttu maalesef. El öpme ile başlayan bayram günlerinde, verilen harçlık sevindirmeye yeterdi. Üzülerek söyleyebiliriz ki artık bayramlar sadece tatil kaçamakları yapmaya yarayan günler halini aldı.

Geleneklere sadık kalarak eski Bayramlardaki sevinç ve coşkuyu tekrar yaşamak muhakkak elimizde...

Ne dersiniz acaba?

Bence denemeye değer.

Bu yazıya uygun düşer düşüncesiyle son olarak veciz ifadelerle gönüllere hitap eden Şair Yahya Kemal Beyatlı’ya kulak verelim:

SÜLEYMANİYE DE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...

Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.

Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr i
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar dan mı? Hisar dan mı? Kavaklar dan mı?

Bursa dan, Konya dan, İzmir den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd den, Van dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova dan, Niğbolu dan, Varna dan, İstanbul dan..
Anıyor her biri bir vak ayı heybetle bu an;
Belgrad dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar dan mı? Tunus dan mı Cezayir den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.


Bayramın hayırlar getirmesi niyazıyla...

Şimdiden bayramınız bayram ola Efendim.

Saygıyla...


M. Şakir ÖZMAZI



Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siirt56.com sorumlu tutulamaz.

Ad Soyad

Yorum

  • Toplam Yorum
  • 1 / 0 Sayfa 1

YORUMLAR

SON YAZILARI

NEREDE O ÇOCUKLUĞUMUZUN ESKİ OYUNLARI? SİİRT´TE GENÇ YAZARLAR YETİŞİYOR SİİRT´TE ANLATILAGELEN FABL ÖRNEKLERİ ERBAİN VEYA DEYİŞİMİZLE: ARP´ENİYE EĞİTİM KAHRAMANI ÖĞRETMENİM: GÜLİSTAN KAHRAMAN SONBAHARDAKİ MİSAFİRİMİZ TAHHAN AMCA SİİRT´TE BAKIRCILIK VE BAKIRCILAR ÇOCUKLUĞUMUZDA BAYRAM COŞKUSU GİZEMLİ KAPILAR MELEDE ATEŞİ GELENEĞİMİZ

Ethem Sancak: Artık Zengin Değilim

Ethem Sancak: Artık Zengin DeğilimSancak, 'Eskiden ilk 20 zenginden biriydim, şimdi sondan yirminciyim' - Star Gazetesi ve Kanal 24'ün sahibi iş adamı Ethem Sancak, 2015'te TÜSİAD'ın b

  • 22 yorum
  • 181533 kere okundu

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret Etti

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret EttiTarafsız haberciliğiyle gönüllere taht kuran Siirt56'yı ziyaret eden Yılmaz Butur, çalışmalarımızda başarılar diledi.

  • 25 yorum
  • 154234 kere okundu

   
Siirt Yerel Medyası, İnternet Haberciliği ve Muhammed Kurt  

KÖŞE YAZARLARI



RSS © 2010-2014 Siirt, Siirt Haber | Haberleri | Haberler
Site içeriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır

Siirt 56