• Şuan Sitemizde 28 Kişi Haber Okuyor.
  • M.Şakir Özmazı

  • sakir.56@hotmail.com

  • 6877

M.Şakir Özmazı

İSTANBUL İZLENİMLERİ

İSTANBUL İZLENİMLERİ
(09-16 NİSAN 2010)

Malumdur, İstanbul için nice şarkılar söylenmiş, nice yazılar ve nice şiirler yazılmıştır. İşte bu şiirlerden bir şiir: "Canım İstanbul" Benim de en çok hoşuma giden Şairlerden Üstad Necip Fazıl Kısakürek’e ait. Canım diyecek kadar candan sevdiği şehir, İstanbul için yazdığı bir şiir ve bu şiirden aldığım bir bölümü sizlerle paylaşayım istedim girizgâh niyetine.

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.
 
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
 
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...

İstanbul,
İstanbul...

 

Babamı Rahmetle Anarken

1945-48 yılları arasında Kara Trenle geldiği ve 3 yıl süreyle Harbiye Kolordu Karargâhında vatani görevini ifa eden Rahmetli babam İstanbul’u çok sevmişti. Bizlere öve öve bitiremediği bu güzel şehri bizlere de sevdirmişti nedense. Yâd ederek gezdim şehir merkezinin caddelerini, sokaklarını.

Yönetiminde bulunduğum bir sivil toplum kuruluşunun şube yönetimi semineri ve Genel Kurul vesilesiyle İstanbul daydım. Bir haftalık gezi programı çerçevesinde öğrencilik yıllarımızı da hatırladığımız ve oldukça faydalı geçen seminerden sonra organize edilen Emirgan Lale Festivaline dahil olduk tüm katılımcılarla.

 

Emirgan Korusu'nda "5. Lale Festivali"

Emirgan Korusu, özellikle bahar aylarında tadına doyulmaz doğal güzellikleri ile bizleri selamlıyordu adeta. Kendimizi bir an "Yalancı Cennet"te hissettik desem yerinde olacak. Rengârenk laleler renk cümbüşü oluşturmuştu. Koru, son yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği Lale Festivali ile vatandaşların daha da ilgisini çeker olmuş. Beraberimde götürdüğüm Nikon fotoğraf makinemle bol bol deklanşöre basarak bir nevi pratik yapmış oldum.

"Lale Devri" ve Katre-i Matem

Osmanlı döneminde Orta Asya dan getirtilen ve bir devre adını veren lale, ihmal edilmiş ve 150 yıl önce İstanbul dan ayrılmıştı. 2004 yılında Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı "Lale Evine Dönüyor" projesiyle laleyi yeniden İstanbul a döndürmüşler hem de büyük bir özveri ve heyecanla.

Hatırlayacağınız üzere bir süre önce  "İki Darbe Arasında" adlı eseriyle gündeme gelen ve aynı zamanda "Divan Edebiyatını Sevdiren Adam" olarak da ünlenen Usta Yazar Prof. Dr. İskender Pala. "Katre-i Matem" adlı kırmızı laleler önündeki ağaca yaslanan karton dikkatimi çekti. O dönemi anlatan "Katre-i Matem" adlı eseri ancak öyle bir yerde tanıtılabilirdi. Ne kadar da yakışmıştı. İçime huzur veren bu tabloyu kareleyip sizlerle paylaşmak istedim.

Katre-i Matem: Bir Lale Çeşidinin Adıdır ve Aynı Zamanda İskender Pala nın Rağbet Edilen Kitabıdır.

İskender Pala bir müzayedede şans eseri eline geçen bir kitabın tercümesidir "Katre-i Matem". Olaylar lale devrinde geçer, Patrona Halil isyanını anlatır. O günün şartlarını ve yaşam biçimini oldukça güzel betimler. İstanbul ve Lale nin kitabın başından sonuna kadar tasvir edildiği şahane bir eser. Arka kapağındaki tanıtım yazısında etkileyici sözlerin bulunduğu eser. Şöyle ki:

Lale ile acı gerçekler mutlu düşlere, paslı demirler parlak gümüşlere, yavuz bakışlar tatlı gülüşlere döner birden: Lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde, Lale başıma taç ve ben ona muhtaç...

Akıcılığıyla sürükleyiciliğiyle dikkat çeken bir roman. Tavsiye ederim acizane.

2010 Avrupa Kültür Başkenti Olan İstanbul'un Lalesiyle Buluşması

Lale soğanı ve laleler evlerde açsın diye ve de doğa sevgisi aşılamak üzere Emirgan Korusunda Lale Satış Merkezi kurularak lale soğanları vatandaşların satışına sunulmuş Belediye tarafından. İlginin çokluğu oluşan kalabalıklardan belli oluyordu.

İstanbul'u adeta gelin gibi süslemeyi başaran İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu yıl 10 milyona yakın laleyi toprakla buluşturmuş. Takdir etmemek, tebrik etmemek elde değil. Başarılarının devamını dilerim.

Genel Kurul ve Kadim Dostlarla Buluşma

Eyüp İlçesinin Sütlüce Semtinde geniş katılımla gerçekleşen Genel Kuruldan sonra liseden kadim dostum Özgür Helvacıoğlu ile Tillo'lu dostum Faruk Özdemir'le bir araya geldik ve çıktık gezmeye. Önce Siirtlilerin yıllarca buluşma merkezi konumunda olan Kadınlar Pazarı namıyla oldukça güzelleşen mekânına gittik. Orada Tillolular Derneğine uğradık. Faruk'un rehberliğinde tanışıp çay içtik. Harika bir yer, tarihi bir mekân. Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan dokusuna dokunmadan restore izni almışlar. Birkaç yaşlı amca vardı. Arka bahçeyi taziye yeri olarak kullanıyorlar. Ancak gurbette olanlar bu tür hemşeri derneklerinin kıymetini bilirler. Saray süslemelerinin hâkim olduğu tavan, yer sedirleri, modernize ederek geçmişten izler taşıyacak şekilde tasarlanmış. Böylelikle güzelim bir eser de oraya çıkıvermiş. Tillo daki tarihi konağında kurtarılacağı eli beklediğini ve sohbet meclislerinin oluşturulmasının gerekliliğini dile getirdim. Kabul gördü. İnşallah Tillo'daki Konak kurtarılır diye dua ederek ayrılıyoruz.

Tillolular Deneği'nden çıkarken, Siirt'in Fotoğraf Sanatçısı Emin Sadık tarafından gönderilen hediye paketini vermek üzere gıyabında tanıdığım Kerim Anlılar ile çay salonunda bir araya gelerek çay yudumladık, sohbet ettik.

Aynı günün akşamında ise Şube Başkanımız Ercan Aslan, teyzeoğlu Emin Yargıcı, eski dostlardan Cemil Atilla ve Faruk Akkoyun ile beraber Bahçelievler Mahallesi'ndeki köprü altında bulunan meşhur "Balıkçı Kenan"da acıkan karnımızı tavada hamsi balıkla doyuruyoruz.

Yatıya Davutpaşa'daki Siirtlilerin de ağırlıklı olarak ikamet ettikleri Cömertkent Sitesi'ndeydik. Çay, muhabbet, eski hatıralar, gülüşmeler geç saate kadar sürdü. Sürecek elbette; nüktedan Emin Yargıcı olunca mecliste. Sabah beni Engin Acıtan aldı. Şişli'deki 1001 Çeşit Baharatçı dükkânına götürdü. Oradan da arabasına binip karşıya gittik. Trafik sakindi ve kısa sürede kendimizi Beykoz Belediye Sosyal Tesisleri'nde bulduk.

Beykoz'daki Ceneviz Kalesi

Marmara Denizi ile Karadeniz'in bağlantı noktasına hâkim bir noktada bulunan, Doğu Roma döneminden kalma Ceneviz Kalesi, 14. yüzyılın başlarında 1305 yılında Şile Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçiyor. Bu tarihten sonra birkaç defa el değiştiren kale, İstanbul’un fethinden sonra artık tamamen Türk hâkimiyetine giriyor.

Bakımsız diye hayıflanmıştım başta. Neyse ki İstanbul Boğazı'nın Karadeniz girişinde Beykoz sırtlarındaki bu tarihi Ceneviz Kalesi'ni Büyükşehir Belediyesi devralacağını ve bu bakımsız durumdaki kalenin aslına uygun olarak restore edilerek İstanbulluların hizmetine ve turizme sunulacağı bilgisine ulaşınca sevindim.

Kaleye yakın, denize nazır bir tesiste yemek yedik Engin'le. Akşam ise yeğenimin Rami’deki evinde kaldım.

Mehmet Emin Tokadi Hazretleri'nin Huzurundayız

Sabah kahvaltısından sonra balık istifi otobüsle Kadınlar Pazarı'na indim. Belediye'de şoför olarak görev yapan Cafer'in selamını ulaştırmak üzere hidayetine 4 yıl önce vesile olan ve muhabbetle aralarında manevi bir bağ oluşan Mehmet Emin Tokadi Hazretleri'nin türbesini ziyaret ettik. Sahi, bizler manevi havayı soluyarak huzuruna vardığımız Mehmet Emin Tokadi Hazretleri kimdi acaba?

1664 senesinde Tokat'ta doğmuş ve 83 yaşındayken İstanbul'da vefat etmiştir. Unkapanı'na inen cadde ile Zeyrek Yokuşu'nun kesiştiği tepe üzerinde Soğukkuyu Piri Paşa Medresesi kabristanına defnedilmiştir. Mekke'de İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin oğlunun talebesine (Ahmet Yekdes Cüryani Hz.) talebe olmuştur. 3 sene sonunda hocası artık İstanbul'a gitmesini istemiştir. Kendisinden son bir arzusunun olup olmadığını sormuştur. Mehmet Emin Tokadi Hz.'de hocasından dua istemiştir:

"Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın."

Bu dua isteği karşısında hocasına şu hadiseyi hatırlatmıştır:

"Bir gün Resulallah Efendimiz (s.a.v.) in yanına Cebrail (a.s.) gelir. Ya Resulallah Ebu Bekir in (r.a.) 1 saatlik ibadeti 70 senelik ibadet hükmüne geçer dedi. Resulallah Efendimiz (s.a.v.) hemen Ebu Bekir (r.a.) Efendimizi çağırdı. Geldiklerinde Evde ne yapıyordun? diye sordu. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) şöyle cevap verdi. Ey Allah ın Resulü. Hatırıma şöyle şu gelmişti. Hak Teâlâ cennet ve cehennemi yarattı. Her ikisini de dolduracağını takdir etti. Ya Rasulallah bende evde Hak Teâlâ’dan vücudumu cehennemi dolduracak kadar büyük yapmasını diledim.”

Hocası kendisine şunları söyledi: "Vasiyet et ki vefatından sonra kabrini kolay bulunacak bir yere yapmasınlar. Virane bir yere defnetsinler. Kimse bilmesin. Ancak, nasibi olanlar gelip bulsun, dua etsinler."

Allah (c.c.) bizleri himmet ve şefaatine nail eylesin inşaallah. Âmin. Yolunuz İstanbul'a düşerse mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü buram buram maneviyat kokan bu mekanda huzur ve sükûn var.

Ümmü Gülsüm Camii İmam Hatibi Ali Akar Hoca İle Hasbıhal

Daha Siirt'te Darusselam Camiinde görev yaparken sohbetlerinden müstefid olduğumuz Ali Hoca, mütevazı, ilmiyle amil, konusuna vakıf, yani imamlığın hakkını veren adam gibi adam. Eğilmeden bükülmeden daima gerçekleri söylemekten de çekinmeyen ender imamlardan. Memleketten sual ediyor. Bende cevap vermeye çalışıyorum. Sıkıldığını ama biraz da mecburiyet hayat şartları vs. Cemaati tarafından sevilen dertlerine ortak olan bir şahsiyet. Mutlu günlerinde hüzünlü günlerinde yanlarında gördükleri bir hocaları var cemaatin. Kahır ekseriyeti o civardaki esnaf ve bizim gibi misafirler.

Rahmetli İsmet Özbilici ve Görevi Devralan Oğlu Zafer Bey

Telefonla tanışmıştık Zafer Bey'le. Yüz yüze de görüşelim istedim. Siirtli Hemşerimiz Zafer Özbilici, Kadınlar Pazarı'nda bir iş hanında terlik atölyesi işletiyor. Yanındaki büroda Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği'nin ofisini kurmuş. Gayretli hemşerimiz, işini yaparak nafakasını temin ederken diğer yandan gönüllü olarak babasından kalan bir miras gibi, sorumluluk bilinciyle koşturuyor sağa sola. Dernek olarak amaçlarının, sadece kaybolanları bulmak değil, kaybolmaları da önlemek olduğunu anlattı bana. Bu gönüllü insanlar her geçen gün daha da çoğalarak, kayıp yakınlarına yardımcı olmak istiyor kayıp yakınlarıyla. Bir insanlık vazifesi yapmayı ve bu vazifelerini unutan insanlara bunu hatırlatmak istediklerini de ifade ediyor.

Yakınları Kaybetmiş Aileler Derneği'nin Kuruluş Süreci

"Takvimler 6 Eylül 1992'yi gösteriyordu. Zekâ yaşı yedi olan 23 yaşındaki Abdülhamit Özbilici, evinin önünde bir ticari taksiye bindirilir. Araba hareket ettikten sonra ondan bir daha haber alınamaz. Siirtli Baba İsmet Özbilici, yüz binlerce el ilanı bastırarak bütün Türkiye yi şehir şehir, köy köy, kapı kapı dolaşır. Bir yıl sonra Abdülhamit'in küçük kardeşi Özgür, abisini beklediği pencerenin yanındaki yatakta ölü bulunur. Siirtli hemşerimiz İsmet Özbilici, bu acı olay üzerine kendini kayıplara adar. Oğlunu ararken kendisi gibi yakını kaybolmuş pek çok insanla karşılaşır. Türkiye de aynı acıya düşmüş büyük bir aile olduğunu fark eder. Bu aileleri birleştirerek Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği (YAKAD)'ni kurar. Özbilici'nin ömrü, oğlunu bulmaya yetmedi ama yakınlarını kaybeden ailelerin umudu olmuştu. Şimdi bayrağı oğlu Zafer Özbilici devraldı."

Kendisini rahmetle anıyoruz.

"Bir an gözlerinizi kapatın ve sevdiğiniz bir yakınınızın kaybolduğunu düşününüz."

Üzerinde 150'yi aşkın kayıp fotoğrafı bulunan "Kayıplar Otobüsü" kayıp yakını binlerce ailenin umudu olmuştu. Bu otobüsün şehir şehir gezmesi sayesinde yüzlerce kayıp bulunarak ailelerine teslim edilmiş. Hatırlayacak olursanız bu otobüs Siirt te de gelmişti ve İş Bankası nın önünde park halindeyken görmüştük. Jet-PA'nın şa-şalı döneminde Fadıl Akgündüz'ün uzun süre sponsor olduğunu öğreniyoruz. Zafer Bey; kayıp otobüsün aynı zamanda mesaj görevi de yapıyordu. Diyor ve gittiği her durakta ailelere verilen mesajda çocuğunuza dikkat edin. Aman bu başınıza gelmesin demeye çalıştıklarını ifade ediyordu.

Çakmak, kibrit ve süt kutularının üzerine kayıpların fotoğrafları yapıştırılarak vatandaşlara dağıtıldı bir süre önce. İstanbul’un bir ilçe Belediyesi Minibüs hediye etti derneğe. Çocukları kaybolan anne ve babalar çaresizlik içinde kalmasınlar diye kıt imkânlarla ayakta durmaya çalışıp umut dağıtmak için bir an bile umudunu yitirmeyen bir şahsiyet olarak gördüğüm Zafer Bey’e yolun ve bahtın açık olsun derim.

Kadınlar Pazarının Göz Kamaştıran Güzelliği

Kadınlar Pazarı, Fatih Bozdoğan kemerinin ayakları dibinden başlayarak Zeyrek sınırına kadar uzanan mutena bir semt. Nam-ı diğer küçük Siirt.Ağırlıklı olarak Siirt ürünleri satılmasına rağmen güneydoğu kökenli vatandaşların hasret giderdiği yöresel, enva-i çeşit ürünlerin satıldığı Siirt pazarı.

"Kadınlar Pazarı" İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2010 yılında "Avrupa Kültür Başkenti" olan kente yakışmayan sağlıksız koşullarda gıda satışı nedeniyle bu görüntülerin giderilmesi için kolları sıvadı ve geçen yıl ortadaki 39 dükkân yıkıldı. Tarihi mekâna uygun bir düzenlemeyle İstanbul'un her yerinden vatandaşlarımız buraya gelerek sağlıklı koşullar altında yemeklerini yiyebilecekleri mekân haline getirilmiş.

Kadınlar Pazarı'nın peyzaj çalışmaları, sağlı sollu tüm ev ve işyerlerinin dış cephe mantolaması, ortada ise süs havuzu, çim, ağaç ve çiçeklerle göz kamaştırıyor. Harika bir mekân haline gelmiş anlayacağınız. Şık duran şekilli demir parmaklıklarla iş yerlerine sınır çizilmiş. Kaldırım işgalinin önüne geçilerek yaya trafiğine engeller de kaldırılmış. Aklıma geldi de Siirt'te Güres Caddesi'ne de böyle bir uyguma yapılabilir mi, diye.

Kadınlar Pazarı'ndaki Zeyrek Çinili Hamam Satıldı

Barbaros Hayrettin Paşa tarafından Fatih'in Siirtlilerin mekânı haline gelen Kadınlar Pazarı'nda bulunan Mimar Sinan'a yaptırılan Zeyrek Çinili Hamamı, yeni kuşak sahiplerinin işletme güçlükleri çekmeleri ve hamam kültürünün gitgide yok olması nedeniyle satışa çıkarılmıştı bir süre önce. Bu tarihi hamam 7 milyara 3 ortak satın alarak restore edeceklerini ve turizme kazandırılacağını öğreniyoruz.

Önemli Bir Kültür Merkezi Olarak Kubbealtı Vakfı

Gazeteci, Yazar ve Edebiyat Araştırmacısı hemşerimiz Mehmet Nuri Yardım'ı ziyaret edip yarenlik ettik Çemberlitaş Kubbealtı Vakıf binasında. Köprülü Mehmet Paşa tarafından 1661 yılında yaptırılan divan yolundaki Köprülü Külliyesi; cami, medrese, türbe, hamam, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkânlardan meydana gelip Çemberlitaş semtinde oldukça geniş bir yer kaplamaktadır. Zamanın en önemli kültür merkezlerinden olan külliye gün geçtikçe önemini yitirmiş, bugün Kubbealtı dediğimiz yer viran bir şekilde akşamcıların eline teslim edilmişti. 1970 yılında bir vakıf kurularak tekrar ihya edilen bölümü, bugün İstanbul için çok önemli bir kültür merkezine dönüştürülmüştür. Vakıfta çok önemli hizmetleri bulunan Kubbealtı Akademi Mecmuası Yazı İşleri Müdürü Mehmet Nuri Yardım, tadilat çalışmaları sürdüğü halde Kubbealtı Vakfı’nın sanatsal ve kültürel faaliyetler içinde Kurslar, yayınlar, seminerler, konferanslar ve toplantılara ara vermeden devam ettiklerini anlattı.

Siirt'te geçen çocukluk yıllarına dair "Yıldızlarla Uyumak" adlı kitabı ve Siirt'i anlatan "Sefertası" kitabıyla da Siirtlilerin yakından tanıdığı Araştırmacı-Yazar Mehmet Nuri Yardım, Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba nın kayıp mezarlarıyla ilgili haberleri geniş yankılar uyandırmıştı. YardımHaşim in mezarının Eyüp Sultan'da bulunmasını sağladı ve bu çalışmasıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından "TGC 2000 Yılı Gazetecilik Başarı Ödülü"nü kültür sanat alanında kazanmıştı. Kültür ve Edebiyat dünyamıza hediye ettiği 40 kitabının devamını bekler saygılar sunarım.

SİDER ve Çiçeği Burnunda Başkanı: "Aydın Candabakoğlu"

Fatih'in Kıztaşı Caddesi üzerindeki yeni dernek binasında bir araya gelmek üzere saat 15.00'e randevu vermişti Aydın Bey. On dakika öncesinden gitmiştim. Tam saati gelince derneğe geldi. Tanıştık, muhabbet ettik. Kendisi de soyadından da anlaşılabileceği gibi Debbağ ailesinden. Debbağlar ile alakalı çalışmamı öğrendiğini ve yazımı okuduğu söyledi. Biraz aileden, biraz da memleket meselelerinden söz ettik.

Aydın Candabakoğlu, 13 yıl Hürriyet'in yazı işleri müdürlüğü ve ulusal medyada önemli görevlerde bulunmuş ve 2006 ya kadar Tercüman Gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmıştı. İstifa ettikten sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi nde öğretim görevlisi olarak görevine devam ederken kapanma ile karşı karşıya gelen Siirtliler Derneği Başkanlığına 22 Mart 2009 da İstanbul da oldukça önemli bir nüfus potansiyeline sahip Siirtlileri çatısı altında toplayan SİDER'in Başkanlığı'na oybirliğiyle seçilir. SİDER (İstanbul Siirtliler Derneği) 01 Nisan 1987 tarihinde kurulmuşsa da, 28 Temmuz 1950’de Siirt Yüksek Tahsil Gençlik ve Kültür Derneği'nin kuruluşuna dayandığı bilinmektedir.

Yeni dernek binasında toparlanma sürecini başlatmış. Teras katta onarım çalışmaları devam ediyordu. Teras katını Siirtliler için taziye evi olarak tasarlamış. Kısa sürede "Emirgan Sohbetleri" adıyla her ay bir konuşmacı davet ederek Emirgan’da katılımcılara faydalı olmaya çalışıyor. Oldukça ses getiren ve takdir toplayan bu girişi takdir edilecek cinsten. Tabi bu vesileyle hemşerilerle hasret giderilecek belki de güç birliği gerçekleştirilecek.

Minyatürk'te Siirt'e ait bir tarihi eser olmadığını söyledim kendisine bununla alakalı bir çalışma başlatılmasının isabetli olacağını ve "bu projede varız" demesi beni umutlandırdı, heyecanlandırdı. Bu hususta öğrencilerle beraber gezi sonrası kafiledekileri organize ederek dilek ve temenni kutusuna form doldurarak atmalarını tembihlemiştik. Memlekete döndükten bir süre sonra beni arayıp yer tahsisinde bulunacakların fakat minyatür için bu işle iştigal eden şirketlerle görüşüp sponsor bulmamız gerektiğini söyledi telefondaki Kültür A.Ş. den Tolga Bey. Ben de zamanın Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu Bey'e ilettim. Çok sıcak baktılar ve sponsor olacaklarını beyan ettiler. O sıralar Diyarbakır Valiliğine atanınca bu proje akamete uğramıştı. Şimdi İstanbul Valiliği görevini yürüten eski Valimiz Hüseyin Avni Mutlu'nun Minyatürk'te Siirt'e yer vermesi umarım Siirtliler Derneği'ne nasip olur. Memleketin etkili tanıtımına katkı sağlayacağına inandığım bu projenin hayata geçmesini merakla bekleyeceğiz. Işık Hadisesi nin cereyan ettiği Tillo Kal'a-tül Üstad ile İbrahim Hakkı Hazretleri'nin Türbesi'nin veya Selçuklular'dan kalma Ulu Camii ve Çinili minaresinin minyatürü ne kadar da iyi olacak ve yakışacaktır.

Özellikle İstanbul'da mevcut bulunan hemşeri dernekleri arasındaki kapsamlı bir federasyon kurulmalıdır bence. Gezdiğim süre içinde dikkatimi çeken bayağı hemşeri federasyonları gördüm. İstanbul, Ankara, Bursa, Yalova, İzmir, Mersin, Adana gibi yoğun göç verdiğimiz, illerin katılımı ile ülke genelindeki kapsamlı "İl Dernekler Federasyonu" çalışmaları çok isabetli olacağı kanısındayım. Hayal gibi görünse de İstanbul’da faaliyet gösteren Siirt Dernekleri birleşerek, Federasyon çatısı altında buluşabilirler. Umarım bu temennim ses getirir diyorum. İstanbul'un ayrı ayrı ilçelerinde faaliyet gösteren dernekler bir araya gelerek bir ilke imza atabilirler.

Gayretli, özverili, geleceğe dair umut veren değerli hemşerimiz Aydın Bey'e ve ekibine başarılar diler hayırlı hizmetler yolunda bahtınız açık ola demek düşer bize.

Lazyo Bakırcılıkta Kocaman "Marcollar"

Halen üretilen ve her geçen gün ustaları azalan, düğün ve cenaze yemeklerinden, salçadan, pekmez yapımına kadar pek çok işte kullanılan büyük bakır kazanların hala rağbet gördüğünü anlattı bakır ustası. Tüm teknolojik yeniliklere rağmen yaptıkları bakır kazanların hala rağbet görmesini ise bazı çevrelerde geleneksel yaşam tarzının devam etmesine bağladı.

Eskiden bütün evlerin mutfaklarında bulunan bakır kazanlar artık pek fazla görünmüyorlar piyasada. Yerlerini teflon tavalar, tencereler aldı.

Galata Köprüsünde Olta Sallayanlar

İstanbul da balık tutma denince akla ilk gelen Galata Köprüsü. Kimi için bir tutkudur oltayla balık tutmak. Kimi için hem keyif hem de bir öğün azık çıkartma fırsatı. Galata Köprüsü her gün ama özellikle hafta sonunu balık tutarak geçiren amatör balıkçılar görülmeye değerdi. Galata köprüsü balıkçıların balık avı merakına "Rastgele" temennisinde bulunuyoruz..

İçinde Dünyaları Barındıran Kapalıçarşı

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kapalıçarşı dev ölçülü bir labirent gibi, 30.700 metrekarede 66 kadar sokağı, 4.000 kadar dükkânı ile, İstanbul'un görülmesi gereken, benzersiz bir merkezidir. Geçmişte burası her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatının sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşı idi. Her türlü değerli kumaş, mücevherat, silah, antika eşya, konusunda nesillerce uzmanlaşmış aileler tarafından, tam bir güven içinde satışa sunulurdu. Bütün dükkânların genişliği aynı olacak şekilde inşa edilmiştir. Her sokakta ayrı ürünün ustaları loncalar halinde bulunurdu. Satıcılar arasında rekabet kesinlikle yasaktı. Hatta bir usta, tezgâhını dükkânın önüne çıkarıp kalabalığa göstererek ürün işleyemezdi. Ürünlere devletin belirlediğinden yüksek fiyat konulamazdı.

Fesler ve Sökün Eden Bir Hatıra: Rahmetli "Hacı Hayali"

Kapalı Çarşıyı gezerken dikkatimi özgün kıyafetler satan dükkân gözüme ilişti. Dikkatimi daha çok iç içe geçirilmiş fesler çekti. Bana halamın oğlu rahmetli Hacı Hayali'yi hatırlattı. Ağabeyimle beraber hastalığında evinde ziyaret ederken antikacılık mesleğine başlangıç serüvenini anlatmasını istemiştim. Memnuniyetle duygusal, veciz ve hoş bir anlatımla başladı anlatmaya: "Bizler daha çocuk yaşta 37'li yıllarda Rahmetli babamın memuriyeti vesilesiyle İstanbul'a taşındık" diye başladı. Kiraladıkları evi, ev sahibini anlattı (Şalok Balok) ve o zamanki İstanbul'u anlattı ilk olarak. Daha sonra seyyar olarak komşusunun el emeğiyle yaptığı süpürgeleri satış ile her sabah erkenden aldığı süpürgeleri sırtına alıp mahalle mahalle gezdiğini. O günkü sıra Bebek semtindeydi. Büyük süpürge 9 kuruş iken küçük süpürge de 6 kuruştu. Bir kadın bir küçük bir de bir küçük süpürgeye karşılık içerden torba içinde getirdiği yeni 5 tane fes oluyor. Takas bir an tereddüt eder tevekkül ederek "ya Herrru ya Merru" diyerek riskli zamanlarda kullanılan söz ile kabul eder. Şapka kanunu yürürlükte, Fes ise yasak. Malum, TBMM 25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu'nu çıkardı ve Osmanlı son döneminde kullanılan koyu kırmızı renkli, tepesinde arkaya sarkan püsküllü, silindir şeklindeki Fes yasaklandı. II. Mahmud devrinde yayınlanan bir tamimle resmen kabul edilen fes, Cumhuriyet döneminde, 1925 te Şapka Kanunu ile giyilmesi yasaklanmıştı. Bundan habersiz Kapalı Çarşıya getirir satmak üzere. Bir dükkâna girer torbadan çıkarır. Dükkân sahibi sakla demiş yasak bunlar daha çocuk ne anlasın yasaktan. Morali bozulmuşken neyse ki merhametli dükkân sahibi yol gösteriyor. İlerde bir Yahudi var o bu işlerle uğraşır. Alsa o alır der. Hemen oraya gider. Feslere bakar, evirir çevirir ve fiyat biçer. Her biri için 10 lira 5 taneye 50 lira vereceğim ama istemezsen daha fazla vermem der. Bir an afallar. Günlerce süpürge satarak elde etmediği bir para eline geçecek. Heyecanlanır parayı alması ile dükkânı terk etmesi bir oluyor. İşte o gün karar verir antikacılığa.

Hayatının son demine kadar severek başladığı bu işe öyle devam etmiş. Yaşlılık ve beraberinde gelen hastalık sonucu en son elinde bulunan işlemeli çeyiz sandığını dışarıdan gelen bir antikacıya sattığını anlattı bizlere. Bilge adam, birikimli hayat tecrübesi bulunan bir şahsiyet karşımızdaydı. Hani birinin sohbeti hoşunuza gider ya hiç kalkmak istemesiniz. Sohbeti de işte aynen öyleydi. Birkaç gün sonra İstanbul’a ameliyat olmaya gidecekti. Gidiş o gidişti. Ameliyattan kısa bir süre sonra vefat eder. İlginçtir çok sevdiği İstanbul'a bu defa hastalık vesilesiyle gidecek ve duası makbul şekilde tabut ile memleketine dönecek. Rahmetli, mütemadiyen muhtaç olmadan ölmeyi yeğlediğini ifade ederdi. Muhtaç olup yatalak olduktan sonra ölüme kavuşanlara taziyede "O da kurtuldu siz de kuruldunuz" demelerini zül kabul eder bu duruma düşmemek için niyazda bulunurdu. Duası makbul oldu ve el ayaktan düşmeden Hakk a yürüdü. Nur içinde yatsın. Mekânı cennet olsun.

Her Ayrılıkta Hüzün Vardır

Alışkın olmadığımdandır muhakkak. Kalabalık adeta boğuyordu beni ve zaman zaman sabır sınırlarını zorluyordu. Trafiğe takılmak işkencenin diğer adı olsa gerekti. Büyükşehir Belediyesi tedbir üstüne tedbir alıyor. Alt geçit, üst geçit, yeni yerleşim alanları, kentsel dönüşümler ve "Çalışan bir Belediye" olarak trafiği rahatlatan Metrobüs ağı tek kelimeyle harika.

Evinde beni misafir eden Servet Kılıç'la Zeytinburnu ndan Banliyö trenine binerek nostalji yaşadık. Tophanede Siirtliler.net sitesi sahibi Eyüp Güzel'le bir araya gelerek yemek yedik, muhabbet ettik. Özgür Helvacıoğlu'nun evinde geç saatlere kadar eski lise hatıraları ile zaman tünelinde yolculuk yaptık.

Bir araya gelerek görüştüğüm teyzeoğlu Emin Yargıcı, Faruk Akkoyun, Cemil Atilla, Engin Acıtan, Taner Kaya, Eyüp Güzel, Faruk Özdemir, Kerim Anlılar, Servet Kılıç, Suat Ayyıldız ve Ömer Yalım'a teşekkürü bir borç bilirim.

Sağlıcakla...

 
M.Şakir ÖZMAZI
sakir.56@hotmail.com



Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siirt56.com sorumlu tutulamaz.

Ad Soyad

Yorum

  • Toplam Yorum
  • 1 / 0 Sayfa 1

YORUMLAR

   Hamza AYDIN 2011-02-15  
İstanbul'u tanıtan bu yazı ve fotoğrafları çok büyük titizlikle hazırlamışsın abi eline sağlık.
   hüseyin zariç 2010-10-15  
değerli şakir kardeşim ve değer verdiğim istanbuldan selamlar sevgiler sunuyorum ; böyle güzel değerli bir yazı dizisini ve çektirdiği
n birbirinden güzel fotograflar için sizlere müteşekkirim eline yüreğine ve kalemine sağlık diyorum istianbulun daha bir çok güzelliği var günlerce gezip anlatsan bitiremessin istianbul bir tarih kokuyor heryeri muazzam mesela kalesi, surları , kız kulesi , bogaz köprüsü , sultanahmeti, sarayburnusu , yerebatan sarnıcı ,1453 müzesi, parklar saraylar daha bir cok güzel yerler , eyüp sultan haz , fatih sultan türbesi, yuşa hazretleri, daha bir cok yeri sayamadıgım yer var . istanbul denilince dünyanın önemle üstünde durması gereken bir yerdir. sizleri o yüzden kutluyorum ve başarılı buluyorum inş bir dahaki seferde geldiğinizde seni dört gözle bekliyorum ve bu sefer siirttin güzel yemeklerini ve tarihini anlatarak bütün türkiye,ye anlatarak daha güzel yarınlara inş selam ve dua ile kal ..hüseyin zariç / istanbul / türkiye
   Aydın Candabakoğlu 2010-06-30  
Anılarını sonuna kadar okudum. Ellerine sağlık kalemine güç diliyorum.

Sider Başkanı
Aydın Candabakoğlu
   Cemil ATİLLA 2010-06-30  
Her zaman başımızın üstünde yerin var sevgili dostum bundan sonraki gelişinde İNŞALLAH büyük adada mangal yakarız. Sağlıcakla kal

ELEŞTİRİ: Fotoğraflar harika çıkmış içlerinde Emin hocanın balık yerken halini çekip koymalıydın hatta balık yemeden salatayla 3 sepet ekmek yediğimizi yan masadan birininde abi siz siirtlimisiniz demesi enteresandı..

Cemil ATİLLA
   Mehmet Emin SULTAN 2010-06-30  
Değerli hemşehrim ve kardeşim Şakir bey,

İstanbul Anıları'nı okudum. Teşekkür ediyorum. Çok beğendim...Bana göre olağanüstü bir gezi yazısıydı. Tebrik ediyorum. Aynı yolda yürü. Üslubun akıcı ve anlaşılır bir üslup. Her kesimden insanın okuduğunda zevk alacağı bir tür. Başarılarının devamını diliyorum.....


Selamlar....

Mehmet Emin SULTAN
   VEYSEL ERTAŞ 2010-06-29  
YAPTIKLARININ KARŞISINDA ZAMANINDA ÇOK SEVİNMİŞTİK. SEN BİR DAVA ADAMI OLARAK ZİHNİMİZDE YER ALDIN. HER ZAMAN SENİ HÜRMETLE ANIYORUZ. SEN ABİMİZSİN VE ÖYLE KALACAKSIN SANA MİNNETTARIZ.
   SERDAR SAKARYA 2010-06-28  
Şakir Bey yazılarınızı okumak oldukça zevkli,devamını dilerim...

Saygılarımla

   faruk özdemir 2010-06-28  
saygıdeger sakir abi seninle zaman gecirebilmek bizim icin onurdur....
   derman 2010-06-27  
tebrik ederim,yazınızı büyük bir heyecanla okudum,akıcı, betimleyici güzel bir dille yazmışsınız. herkes görür,fakat herkes gördüğünü böyle dillendiremez. Başarılarınızın devamını diliyorum,sağlıcakla kalın...

SON YAZILARI

NEREDE O ÇOCUKLUĞUMUZUN ESKİ OYUNLARI? SİİRT´TE GENÇ YAZARLAR YETİŞİYOR SİİRT´TE ANLATILAGELEN FABL ÖRNEKLERİ ERBAİN VEYA DEYİŞİMİZLE: ARP´ENİYE EĞİTİM KAHRAMANI ÖĞRETMENİM: GÜLİSTAN KAHRAMAN SONBAHARDAKİ MİSAFİRİMİZ TAHHAN AMCA SİİRT´TE BAKIRCILIK VE BAKIRCILAR ÇOCUKLUĞUMUZDA BAYRAM COŞKUSU GİZEMLİ KAPILAR MELEDE ATEŞİ GELENEĞİMİZ

Ethem Sancak: Artık Zengin Değilim

Ethem Sancak: Artık Zengin DeğilimSancak, 'Eskiden ilk 20 zenginden biriydim, şimdi sondan yirminciyim' - Star Gazetesi ve Kanal 24'ün sahibi iş adamı Ethem Sancak, 2015'te TÜSİAD'ın b

  • 22 yorum
  • 185297 kere okundu

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret Etti

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret EttiTarafsız haberciliğiyle gönüllere taht kuran Siirt56'yı ziyaret eden Yılmaz Butur, çalışmalarımızda başarılar diledi.

  • 25 yorum
  • 157501 kere okundu

   
Siirt Yerel Medyası, İnternet Haberciliği ve Muhammed Kurt  

KÖŞE YAZARLARI



RSS © 2010-2014 Siirt, Siirt Haber | Haberleri | Haberler
Site içeriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır

Siirt 56