• Şuan Sitemizde 52 Kişi Haber Okuyor.
  • Hayrettin Amcaoğlu

  • h.amcaoglu@siirt56.com

  • 14923

Hayrettin Amcaoğlu

DÜNDEN BUGUNE MEMLEKETİMDE RAMAZAN

 Yıl 1980 aylardan Ramazan. Mübarek Ramazan’ın gelişini kutlamak için mahallenin tüm çocukları toplanırdık. Elimize upuzun bir sırık alır, mahallemize giriş-çıkışı yasaklardık.

 
Babalarımızın mahalleden geçmeleri için biz mahalle çocuklarına Ramazan harçlığı vermeleri gerekiyordu. Tüm çocuklar, mahalleli amcayı görür görmez koro halinde:
 
“Yaradan evladını bağışlaya
Amin!
Ramazan ateşi için amcamız Ramazan harçlığımızı vere”
 
Manisini söyler, harçlığımızı almadan amcamıza evine gitmesi için yol vermezdik. Topladığımız paralarla çalı çırpı, çaput, gazyağı alırdık. Ramazan arifesinin ikindisinde mahalle meydanında Ramazan ateşimizi yakar, 11 ayın sultanını karşılardık. Yatsı namazının okunmasıyla ilk teravihi kılmak için camiye koşuşurduk. Biz çocukların en çok hoşlarına giden anı Teravih namazının arasında tüm cemaatin “Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba” ilahisinin okunmasıydı. Gece yarısı davulcunun tokmağıyla uyanır. Mütevazi; ama bereketli ve lezzetli sahurumuzu yapar, Molla Harun’un huzur saçan imsak ezanıyla oruca başlardık. Her camiden ayrı ayrı ezan okunduğundan iftarı en erken, imsakı en geç okuyan hocayı imamım seçerdim.
 
Gölgede bile 40 dereceyi aşan sıcakta imkânı kıt; ama inançlı insanlar oruca başlardı. Cas evimizin girişine babam yatağını indirir, orada öğleye kadar uyumaya çalışırdı; ama yaz günü bitmek nedir bilmezdi. Biz küçükler, öğle ezanıyla oruçlarımız açtırılmak istenirdi. Annem: “Evladım, bugün öğleye kadar tuttun, yarın da öğleye kadar tuttun mu, iki ipi birbirine bağlayıp evimizin kuyusuna daldırdık mı bir gün oruçlu olmuş sayılırsın” diye beni kandırmak ister; çoğunlukla inadım üstün gelir orucumu açmazdım.
 
Öğle namazını kıldıktan sonra çarşıya inerdim. Herkes bir bakraç yoğurt bulma telaşına düşer. Değil bakraç, 1 kg yoğurt bulan mesutlardan sayılırdı. Halkın gelir düzeyi düşük, teknoloji yeterince gelişmemiş, yazın sıcağı kavurucuydu. Buna rağmen halk, oruç vazifesini eda etmek için sıcaklarla savaşırdı. Her sokakta en fazla birinin evinde buzdolabı bulunurdu. Bu şanslı mahalleli de kendisine yeteceğinden başka en fazla 3-5 tası dondurucuda buz haline getirip dolabı olmayan komşusuna gönderiyordu. İki tas buz göndermek en büyük ikram sayılırdı. Buzhaneden upuzun buzlar getirilir, testereyle kesilir, halkın büyük çoğunluğu 25-50 kuruşa 1 metrelik buz alırdı. Sürahilerle buzlu ayranlar yapılır. İftar vakti, ancak sürahi yarılandığında ayranın soğuk olduğu fark edilirdi; çünkü insanın içi zaten kaynıyordu.
 
İftara1-2 saat kala eve gelirdik. Babam, ayaklarını leğendeki soğuk suya uzatır; 2,5 liralık harçlığımı verir, şekerleri çikolatalar almam için bakkala gönderirdi. Rahmetli babaannem, üçlü tenceremize iftar yemeklerini koyar, benden bunu mahallemizin gariban evlerine götürmemi emrederdi. “Ölmüşlerin yemeği” diye adlandırılan bu yemeği götürüp eve geldikten sonra oruç tuttuğum için annem, beni sırtına alır, “havş” dediğimiz bahçemizde dolaştırmaya başlardı.
 
Ve bugün Ramazan 2010. Yukarıda anlattığım anının üzerinden 30 yıl geçmiş. Evet günler yine upuzun, sıcak yine kavurucu, halk çok şükür aynı imanın neferleri. Hamdolsun hepimizin evinde buzdolabı var. Çoğumuzun kliması mevcut. Değil yoğurt, ne dilersen çarşıda bol. Ancak ben rahmetli babaannemin üç tencereli ölmüşlerin yemek geleneğinin ölmesini istemiyorum. Çünkü Ramazan, iftar yemeğinde 3 kg kıymayı içli köfte yapma, ıspanak çorbamızı yudumlama, ardından mideye baklavaları indirme günü mü? Ramazan’ın anlamı tokun, açın halinden anlama, güçsüzü elinden tutma günü değil mi? Varlıklılar, dilerim ki, şova dönüştürmeden, gizliden gizliye ve güçsüzün yüce gönlünü kırmadan yardım ellerini güçsüzlere uzatırlar.
 
Dilerim ki esnafımız, bu merhamet ayını, fırsat ayı görmez, halk nasıl olsa almaya mecbur düşüncesinden vazgeçerek zamlarla halkımızı bezdirmez. Fırıncılarımız, tek lüksü Ramazan pidesi olan garibanların ekmeklerini kirli tırnaklarıyla çalma açgözlülüğünü göstermez. Kasaplarımız, koyunlarını dükkânlarının ortasına yatırıp kesmezler.
 
İnşallah kimse, kimsenin kalbini kırıp bunu da oruçlu olma bahanesiyle açıklama yanlışına düşmez.
 
Bu duygularla herkese hayırlı, sevaplı günahlarından arınmış, günahlarından arınmış, yanlışlarını düzeltmiş; çoluk çocuğuyla, eşiyle dostuyla, konu komşuyla mutlu, huzurlu Ramazanlar dilerim.
 
Allah kabul etsin.
 

Hayrettin AMCAOĞLU

Not: Geçen yazımda temizlik konusunu işlemiştik. Bu yazıdan sonra şehrimizi sabunla yıkatan belediye başkanımıza ve yazımdan sonra temizlik üzerine yazı yazan basıınımızın değerli temsilcilerine hassasiyetlerinden dolayı , okuyucularımdan da kutlama ve destek telefonları açtıkları için teşekkürü borç bilirim.



Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siirt56.com sorumlu tutulamaz.

Ad Soyad

Yorum

  • Toplam Yorum
  • 1 / 0 Sayfa 1

YORUMLAR

   safa 2010-08-15  
hocam ağzınıza sağlık tekrar tekrar okunup zevk alınacak bir yazı.Hayırlı ramazanlar
   ramazan 2010-08-05  
tşk ler hocam ağzınıza sağlık

SON YAZILARI

İSLİ KENT ŞEYH MUSA CADDESİ SEMT PAZARIMIZI İSTİYORUZ DÜNDEN BUGUNE MEMLEKETİMDE RAMAZAN ÇÖP KUTUSUZ ŞEHİR KALDIRIM MÜHENDİSİYİM, GÜRES'İ SEYREDİYORUM, GÖZLERİM FALTAŞI BARIŞ, SEVGİ VE KARDEŞLİĞE DAİR

Ethem Sancak: Artık Zengin Değilim

Ethem Sancak: Artık Zengin DeğilimSancak, 'Eskiden ilk 20 zenginden biriydim, şimdi sondan yirminciyim' - Star Gazetesi ve Kanal 24'ün sahibi iş adamı Ethem Sancak, 2015'te TÜSİAD'ın b

  • 22 yorum
  • 185419 kere okundu

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret Etti

Hakem Yılmaz Butur, Siirt56´yı Ziyaret EttiTarafsız haberciliğiyle gönüllere taht kuran Siirt56'yı ziyaret eden Yılmaz Butur, çalışmalarımızda başarılar diledi.

  • 25 yorum
  • 157591 kere okundu

   
Siirt Yerel Medyası, İnternet Haberciliği ve Muhammed Kurt  

KÖŞE YAZARLARI



RSS © 2010-2014 Siirt, Siirt Haber | Haberleri | Haberler
Site içeriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır

Siirt 56